Sık Görülen Deri Hastalıkları

Dr. Sait MAVİ

Cilt Hastalıkları Uzmanı

 

Sık görülen deri hastalıkları

Akne, egzama, sedef gibi alerjik hastalıklar genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde görülse de bazen ailesinde ve geçmişinde alerjik rahatsızlık olduğu bilinmeyen bireylerde de ortaya çıkabilmektedir. Hastanemiz Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Sait Mavi, alerjinin radikal bir tedavisi olmadığına, uygulanan tedavilerin ortaya çıkan belirtileri denetim almaya yönelik olduğuna vurgu yaptı.

Alerjik deri hastalıkları

Dr. Sait Mavi, bağışıklık sisteminin, alerji yapıcı polen, ev tozu akarı, mantar küfleri ve yiyecekler gibi alerji yapıcı bir nedenle karşılaştığında IgE adı verilen antikordan ürettiklerini kaydetti.

 

Alerjik hastalıkları “Refah toplumlarının hastalıkları’’ olarak tanımlayan Dr. Mavi, bu hastalıkların görülme oranının ekonomik bakımdan gelişmiş ülke insanlarında yüzde 20-25 iken, az gelişmiş ülke insanlarında çok daha düşük olduğunu söyledi.

 

Dr. Mavi, “Bunun nedeni olarak da az gelişmiş toplumlarda paraziter enfeksiyonlara karşı gelişen IgE olarak gösterilmektedir” dedi.

“Egzama kavramı alerjik deri hastalıklarını tanımlamada eskiden beri yaygın olarak kullanılan genel bir kavram olup, bu tür hastalıkların tam olarak ifade edemeyebilir” diyen Dr. Mavi, “Genellikle alerjiye neden olabilecek bir nedenle ilk temasla alerji belirtileri görülmez. Bunun için alerji nedeniyle sürekli temas gerekir” ifadelerini kullandı.

Alerjinin radikal tedavisi yoktur

“Alerjik deri hastalıklarına yatkınlık genellikle kalıtsaldır” diyen Dr. Mavi, ebeveynlerinde alerji öyküsü olan çocuklarda bu tür hastalıkların görülme sıklığının yaklaşık yüzde 60 oranında olduğunu bildirdi.

Alerjinin radikal tedavisi olmadığını ve bu nedenle uygulanan tedavilerin genellikle ortaya çıkan belirtileri denetim almaya yönelik olduğunu kaydeden Dr. Mavi, “Alerji nedenlerini saptayabilmek için tek tek olası her alerjene karşı kanda oluşan antikor miktarını ölçen kan testleri yanında prick deri testi olarak tanımlanan deriye çizik oluşturarak kuşkulanılan alerjen maddeleri saptayan deri testleri yapılabilir. Öte yandan kontakt dermatit adı verilen temas alerjileri ‘patch’ deri yama testleri yapılabilir” diye konuştu.

Sigaranın kalıtsal olarak alerjiye yatkın olan kişilerde risk artırıcı bir faktör olduğunu anlatan Dr. Mavi, “Sanılanın aksine doğal yiyeceklerin alerji yapma şansı katkı maddeli yiyeceklere oranla çok düşüktür. İnek sütüne ve muhtemelen başka nedenlere bağlı oluşabilecek alerjileri önlemenin en iyi yolu bebeğin en az 6 ay emzirilmesidir” uyarısını yaptı.

Egzama her yaşta görülebilir

Egzamanın (Atopik dermatit) her yaşta görülebilse de, genellikle 0-7 yaş arası çocuklarda rastlanan alerjik deri hastalığı olduğunu anımsatan Dr. Mavi, “Egzamalı  hastalar çoğunlukla saman nezlesi ve astım gibi diğer alerjik hastalıklara da yatkındırlar. Bu hastaların olabildiğince pamuklu giysileri tercih etmeleri gerekir” dedi.

Aşırı sıcakların cildi tahriş ettiğini ve alerjik rahatsızlığı arttırdığını belirten Dr. Mavi,  alerjik deri hastalıklarının karaciğer hastalıklarıyla sanıldığı gibi fazla ilgisi olmadığını kaydetti.

Dr. Mavi, kullanılan bazı alternatif tedavi yöntemleriyle ilgili şu bilgiyi verdi:

“Evening Primrose Yağı ve herbal chinese-çin otu en yaygın olarak kullanılan alternatif atopik dermatit tedavi seçenekleridir. Evening Primrose Yağı, temel yağ asitlerini içerir. Ağızdan alınan bu vitamin çocuk ve yetişkinler için güvenlidir. Birkaç aylık uygulamadan sonra atopik dermatiti iyileştirebilir. Çin bitkisel tedavisi, bazı hastalarda önemli ölçüde iyileşme sağlayabilir. Bu tedavi çok küçük çocuklar ve hamileler için uygun değildir. Atopik dermatitli çocuklarda tedavinin temeli deride kurumayı önlemek ve nemi sağlamaktır. Güçlü etkili kortizonlu kremleri çocuklarda kullanmaktan kaçınılmalıdır.”

 

AKNE

Aknenin temel nedeninin genetik yatkınlık ve hormonal etkenler olduğunu ifade eden Dr. Mavi, yanlış cilt bakım ürünlerinin kullanımı ve derideki mikroorganizmaların da ikincil önemde akne nedeni olabileceğini bildirdi.

Bunun yanında stres, terleme, uygun olmayan makyaj ve nemlendirmenin de yardımcı faktörler arasında sayılabileceğini ifade eden Dr. Mavi, sanılanın aksine aknenin beslenme tarzıyla fazla ilgisi olmadığına dikkati çekti.

Son zamanlarda inek sütü, süt ürünleri ve sütlü çikolatanın hormonal faktörleri etkileyerek dolaylı olarak akne nedeni olabileceğine ilişkin görüşlerin ileri sürüldüğünü anlatan Dr. Mavi, yüksek glisemik yükün akneyi artırdığı, uzun süreli insülin yükselmesinin aknede daha da kötüleşmeye yol açabileceğine vurgu yaptı.

Aknenin sadece gençlerin sorunu olmadığını belirten Dr. Mavi,  ‘’Akne Vulgaris-tarda’’ olarak adlandırılan ve genellikle 30 yaş üstü insanlarda hormonal-genetik faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan akne türünün de oldukça yaygın olduğunu söyledi.

“Aknenin karaciğer hastalıklarıyla ilgisi yoktur” diyen Dr. Mavi, şöyle devam etti:

“Akne cinsel yaşam ya da evlilikle (evlenince geçer düşüncesi) doğrudan ilgili değildir. El ile sıkılmadığı sürece akne genellikle iz bırakmaz. Hormonal faktörlerin etkisiyle akne, yüz - göğüs ve karında aşırı tüylenme, saç dökülmesi, obezite, aşırı yağlı cilt ve adet düzensizliği bulguları çoğu kez birlikte gözlenir.”

Ergenlik döneminde görülen hafif belirtiler dışında aknenin dışarıdan sürülen ilaçlarla tedavisinin mümkün olmadığını belirten Dr. Mavi, tedavinin nedene yönelik olarak planlanması gerektiğinin altını çizdi.

SEDEF HASTALIĞI

Sedef hastalığının temel nedeninin genetik yatkınlık olduğunu ifade eden Dr. Mavi, stres, enfeksiyon gibi nedenlerin de hastalığın oluşumunda tetikleyici rol oynadığını kaydetti.

Sedef hastalığının görülme sıklığının yüzde 2 - 3 gibi yüksek oranda olduğunu vurgulayan Dr. Mavi, “Sedef hastalığının güneşin mor ötesi - ultraviyole ışınlarının etkisiyle sıcak iklimde yaşayan insanlarda görülme sıklığı daha azdır. Sadece saçlı deri, tırnak, diz, dirsek, el ve ayağı tutabileceği gibi tüm gövdeyi de tutabilir” diye konuştu.

Çocukluk döneminde görülen sedef hastalığının genellikle damla şeklinde tüm gövdeyi tuttuğunu kaydeden Dr. Mavi, “Bu dönemde görülen sedef hastalığında genellikle tekrarlayan tonsillit gibi bir enfeksiyon tetikleyici rol oynar. Çocukluk dönemi sedef hastalığının tekrarlama şansı buluğdan sonra daha azalır” dedi.

Sedef hastalığının deride beyaz lekeler şeklinde gözlenen vitiligo-ala hastalığı ile ilgisi olmadığını belirten Dr. Mavi, bu hastalığın bulaşıcı olmadığını ifade etti.

Sedef hastalığının yiyeceklerle bir ilgisinin olmadığını vurgulayan Dr. Mavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sedef hastalığının karaciğer rahatsızlıklarıyla direkt ilgisi yoktur. Chron hastalığı gibi bazı gastrointestinal hastalıklarla birlikte olabilir. Derinin üst tabakasındaki hücrelerin kanserli hücrelerin aksine şekil değiştirmeden sadece aşırı çoğalması sonucu oluşur. Sağlıklı bir insanda deri hücreleri 28 günde üst tabakaya ulaşırken, sedef hastalarında yaklaşık 7 günde derinin üstüne ulaşır ve üst üste birikerek ‘sedef’ görünümünü kazanır.”

Tedavi edilebilir bir hastalıktır

Son yıllarda sedef hastalığının metabolik sendrom olarak adlandırılan diyabet-hipertansiyon-kardiyak yakınmaların bir arada görüldüğü sistemik hastalıkların bir parçası olduğuna ilişkin yayınlar yapıldığını belirten Dr. Mavi, yapılan araştırmaların sedef hastalarında koroner arter hastalığı görülme sıklığını yaklaşık yüzde 50 olarak gösterdiğine vurgu yaptı.

“Sedef hastalığı birçok hastalıkla birlikte olabilecek sistemik bir hastalıktır” diyen Dr. Mavi, bu hastalığın tedavi edilebilir, ancak çoğu kronik nitelikli hastalık gibi özellikle hastanın ruhsal durumundaki değişikliğe paralel olarak tekrarlama şansı bulunduğunu ifade etti.

Hastalığın, hastanın ruhsal durumundaki stabiliteye bağlı olarak çok uzun süre tekrarlamayabileceğini anlatan Dr. Mavi, deniz seviyesindeki güneş ışığının sedef hastalığını tedavi edici bir etkisi olduğunu söyledi.

İyileşme sürecinde moral önemli

Sedef hastalığının sık görülen hastalık olduğunu ve bu nedenle birtakım suistimallere de açık olduğunu bildiren Dr. Mavi, dolandırıcılara karşı şu yarıları yaptı:

“Sedef, şarlatan ve dolandırıcıların en fazla ilgi alanında yer alan hastalıklardan biridir. Bu bakımdan hastaların özellikle internet aracılığıyla satışa sunulan, satıcısına kısa süre içinde büyük rant sağlayan, kısa sürede satıcının internet ortamından kaybolduğu, olumsuz etkileri belirgin olmayan çeşitli bitkisel ya da başka tür tamamlayıcı tedavi olduğu iddia edilen yöntemlerden kaçınmaları gerekir. Unutmayın ki, sedef hastalığının iyileşme süreci hastanın ruhsal dinginliğiyle yakından ilgilidir. Ruhsal iyilik halinde bazen kendiliğinden de düzelebilir.”

Güneşin mor ötesi ışıklarının deniz seviyesinde ve yükseklerde yoğun olduğunu anımsatan Dr. Mavi, sözlerini şöyle tamamladı:

“Balıklı Göl ve benzeri merkezlerde balığın yaraları yemesiyle iyileşmenin ilgisi yoktur. Hastalar bu gibi yerlerin lokalizasyonu nedeniyle ultraviyolenin iyileştirici etkisinden yararlanabilirler. Öte yandan, başka mikrobik hastalığı olan hastaların da aynı suya girdikleri ve balıkların mikrobu taşıyabilme özelliği nedeniyle bu tarz tedavi yöntemleri yaşamsal risk de taşır.”