Yenidoğan Sarılıkları

Yrd. Doç. Dr. Yusuf Ünal SARIKABADAYI

Yeni Doğan Yoğun Bakım Sorumlu Hekimi

SANKO Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Başkanı

 

Yenidoğan sarılığı (bebek sarılığı)

Sarılık, yenidoğan döneminin en sık rastlanan sorunlarından biridir. Yeni doğmuş bebeklerin kanlarındaki bilirubin maddesinin aşırı miktarda artmasından kaynaklanır. 

Hastanemiz Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlu Hekimi ve SANKO Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD Başkanı Yrd. Doç. Dr. Yusuf Ünal Sarıkabadayı, yenidoğan sarılığının yeni doğmuş bebeklerin kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılık olduğunu bildirdi.

Her doğan bebeğin kanındaki bilirubin miktarında, doğumdan sonraki ilk haftada, az veya çok derecede artış gözlendiğini anlatan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, yenidoğan sarılığının, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sorunlardan biri olduğunu, bu sarılığın normal doğan bebeklerin yüzde 60'ında görülürken, erken doğan bebeklerin ise yüzde 80'inde görülebildiğini kaydetti.

Anne karnındaki bir bebeğin kanında sahip olduğu alyuvarların normal bir insandakinden farklı olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, bu sarılığın oluşumu hakkında şunları söyledi:

“Bu tür alyuvarlar fetal hemoglobini (HbF) denilen türdendir. Bebek doğar doğmaz işlevini yitiren bu farklı tipteki alyuvarlar hızla parçalanıp yıkılmaya başlarlar ve yerine yeni tipte hemoglobin (HbA) içeren alyuvarlar üretilmeye başlanır. Bölünerek yıkılan alyuvarlar aşırı miktarda bilirubin maddesi üremesine neden olur. Normal bir bünyedeki bilirubin karaciğerde işlenerek vücuttan atılacak biçime getirilir. Bebeğin karaciğerinin aşırı miktarda üretilen bilirubini karşılayamadığı durumda, vücuttan atılması gereken bu dokular bebeğin kanında birikmeye başlar. Bilirubin sarı renkli pigmentlere sahiptir ve kanda aşırı miktarda birikerek, bebeğin derisine nüfuz ederek, bebeğin sarı renkli bir görünüm almasına ve yenidoğan sarılığına neden olur.”

 

Nedenleri

Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, yenidoğan sarılığının “Yeni doğmuş bebeklerdeki alyuvarların aşırı hızlı bir şekilde ve aşırı miktarda parçalanması ve bebeğin karaciğerinin, kanındaki aşırı miktardaki bilirubin oluşumunu işleyecek kapasiteye sahip olmaması” nedenlerine bağlı olarak geliştiğini belirtti.

Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, yenidoğan sarılığını ortaya çıkaran diğer nedenleri ise şöyle sıraladı:

•Bebeğin anne ve babasının kan ve ABO uyuşmazlığı

•Bebeğin alyuvarlaındaki (Kırmızı kan hücreleri) şekil ve işlev anomaliteleri

•Doğum esnasındaki zorlanmalara bağlı aşırı ezik ve çürükler

•Sefal hematom

•Bazı konjenital hastalıklar

•Hepatit B veya karaciğerdeki bilirubin işlenmesini etkileyecek sorunlar

•Prematüre doğum

•Annedeki şeker hastalığı

•Yapay sancı ile doğrulan bebeklerde

•Doğumdan sonra çok kilo kaybeden bebeklerde

 

Belirtileri 

Belirtilerin gözlenim sırası

Yenidoğan sarılığının doğumdan sonraki 2. veya 3. gün gözlendiğini ve bir hafta ile 10 gün arasında yok olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Sarılığın kaybolması en son yüz, boyun ve onu takiben göz aklarında olur. Prematüre veya düşük kilolu doğan bebeklerde hastalığın belirtileri 4. ile 6. günler arasında ortaya çıkabilir” ifadelerini kullandı.

Bilirubinin kandaki normal oranı yeni doğmuş bir bebekte 1-2 mg/dl olduğunu anımsatan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Bu değer 5 mg/dl'yi geçtiğinde sarılık gözle fark edilebilir bir duruma gelir. İlk belirti bebeğin göz akındaki sararmadır” diye konuştu.

Bilirubinin kandaki miktarı, vücuttaki sararmanın oranı ve gözlendiği bölgelerin birbiriyle ilişkili olduğuna dikkati çeken Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, şunları söyledi:

“I   - Bilirubin oranı 5 ile 8 mg/dl arasında ise baş ve boyun bölgesi sararır.

 II  - Bilirubin mikarı 8 ile 10 mg/dl arasında ise gövdenin üst bölümü sararır.

 III - Bilirubin miktarı 10 ile 13 mg/dl arasında ise gövdenin alt kısmı sararır.

 IV - Bilirubin miktarı 13 ile 16 mg/dl arasında ise kol ve bacaklar sararır.

 V  - Bilirubin miktarı 20 mg/dl civarında ise eller ve ayaklar sararır.”

Bu sürecin siyah ve kahverengi derili bebeklerde aynı şekilde işlediğini fakat sararmanın yalnızca avuç içlerinde, ayak tabanlarında ve gözlerin beyaz kısmında görüldüğünü bildiren Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Ancak yukarıda sözü geçen bu belirtilerin görünüş biçimi ve düzeyi bebeğin doğum haftası, kaç günlük olduğu ve kilosuna göre farklılık gösterebilmektedir. Hangi bebeğin tedavi edilmeyi gerektirecek düzeyde hasta olduğuna karar vermek çok önemlidir. Teşhisi koyabilmek için mutlaka gün ışığı ya da beyaz ışık altında gözlem yapmak gereklidir” uyarısını yaptı.

Kanda yükselen bilirubinin bebekte uyku yaptığını belirten Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Sarılığı olan bebek emmek istemez, uyumak ister. Bu durumda beslenmenin azalmasına bağlı olarak atılım azaldığı için bilirubin daha da yükselir ve kısır döngü başlar. Eğer bilirubin çok yükselip beyni etkilemişse o zaman bebek tiz sesle ağlamaya başlar, başını geriye atar ve tablo havale geçirmeye kadar kötüleşebilir. Bu durumdaki bir bebekte ileri dönemde çoğunlukla zeka ve motor gelişim geriliği, işitme, görme sorunları oluşur” dedi.

 

TÜRLERİ

Fizyolojik sarılık

Henüz doğmamış bebeklerin kanındaki bilirubin maddesinin fetusa bir zarar vermediğini bildiren Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, bu maddenin plasenta aracılığı ile annenin kanına geçtiğini ve anne karaciğerinde işlenerek vücuttan atıldığını kaydetti.

Bebeğin kanındaki bilirubin maddesinin doğumda 1-2 mg/dl civarında olduğunu ve doğumdan sonra yavaş yavaş artmaya başladığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, geçici olan bu duruma fizyolojik sarılık denildiğini ve bu sarılığın bebeğin karaciğerinin bilirubini tutma ve dönüştürme sürecindeki enzim eksikliğinden kaynaklandığını belirtti.

Sağlıklı olarak 40 haftalık gebelik süresinin ardından doğmuş bir bebekteki bilirubin oranının doğumdan sonraki 3. ve 4. günlerde 5-6 mg/dl düzeyine yükseldiğini ve ikinci evrede yavaş yavaş azalarak birkaç hafta içinde de normal düzeyine indiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Prematüre doğan bebeklerde birinci dönemdeki bilirubin miktarı 10-12 mg/dl değerine kadar ulaşabilir” diye konuştu.

Prematüre bebeklerdeki fizyolojik sarılığın ikinci evresinin de uzayabileceğini ve 2 - 4 haftaya kadar çıkabilireceğini anımsatan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Fizyolojik sarılık, 42 haftanın üzerinde doğan bebeklerin neredeyse tamamında, normal süresinde doğan bebeklerin yaklaşık yarısında ya görülmez ya da çok hafif bir seyir izler” dedi.


Anne sütü sarılığı

Anne sütü sarılığının anne sütü ile beslenen bebeklerde görülebileceğine işaret eden Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu sütle beslenen bebeklerin yüzde15'inde bilirubin miktarı 12 mg/dl'nin üzerine çıkarken, hazır mama ile beslenen bebeklerin yüzde 4'ünde ancak bu miktarın üzerine çıktığı gözlenir. Hastalığın genel seyri doğrultusunda doğumdan sonraki ikinci haftanın sonuna kadar bilirubin miktarı yükselir ve bunu takiben yavaş yavaş azalarak birkaç ay içinde azalır. Bu bebeklerde herhangi bir hastalık belirtisine ya da kilo sorununa rastlanmaz.”

 

Patalojik sarılık

Fizyolojik ve anne sütü sarılığı nedenlerinin dışındaki tüm sarılık türlerinin patalojik sarılık olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, patalojik sarılığın seyrek olarak görüldüğünü, fizyolojik sarılıktan daha erken veya daha geç görüldüğünü ve ayrıca bilirubin düzeyinin de daha yüksek olduğunu kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, patalojik sarılığın özelliklerini şöyle sıraladı:

• İlk 24 saatte ortaya çıkan

• Hızlı artan bilirubin konsantrasyonu (>5 mg/dl/gün)

• Total serum bilirubin >17 mg/dl

• Serum konjuge bilirubin >2 mg/dl ya da total bilirubinin >%20’si

 

Komplikasyonları

Fizyolojik sarılığın birçok bebek için tedavi gerektirmeden geçebilecek bir durum olsa da bu dönemin düzenli olarak doktor gözetiminde geçirilmesi gerektiğinin önemine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, şöyle konuştu:

“Aksi takdirde sarılığın seviyesi yükseldiğinde ve tedavisinde geç kalındığında bebekte kernikterus ismi verilen bir hastalık görülebilir. Kanda aşırı derecede artan miktardaki bilirubin beyinde birikir ve beynin bazal ganglion bölgesini etkileyerek beyinde hasar oluşmasına neden olur. Bebekte yavaş hareketler, güçsüz ağlamalar, zayıf ve isteksiz emmeler, yavaş refleksler, kusma ve ateş gibi belirtiler gözlenir. Bu şekilde hastalanan bebeklerde ölüm de hastalığın getirdiği bir sonuçtur.”

 

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Fototerapi (Işık tedavisi)

Bebeğin doğum yaşına, kilosuna ve prematüre olup olmamasına göre belli çizelgeler oluşturulduğunu hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, bu çizelgelere göre bilirubin belli bir seviyeyi bulduğunda tedaviye başlandığını bildirdi.

Bu tedavide bebeğin özel bir ışık kaynağı altına yerleştirildiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, tedavinin ayrıntıları hakkında şu bilgileri paylaştı:

“Mavi-yeşil spektrumda ışık kaynağı kullanılır. Bu ışık bilirubinin idrar ve dışkı yoluyla vücuttan atılmasını sağlar. Fototerapi bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermez. Bebeğin gözleri ışıktan zarar görmemesi için kapatılır. Bazen yan etki olarak ciltte kırmızı döküntüler, bronzlaşma veya sık ve sulu dışkılamaya neden olabilir. Aralıklarla bebeğin kanı alınarak bilirubin düzeyinin güvenli sınıra düşüp düşmediği kontrol edilir. Işık tedavisi sonlandırıldıktan bir iki gün sonra bilirubin seviyesi genellikle tekrar yükselir. Bu dönemde de doktor kontrolü önerilir.”

 

Kan değişimi

Bu tedavi yönteminin kandaki bilirubin düzeyi aşırı miktarda arttığında ya da artma eğilimi gösterdiğinde bebeğin kanının tamamen değiştirilmesi şeklinde uygulandığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, “Bebeğin kanının değiştirilmesine karar verilirken, bebeğin doğum haftası, doğum ağırlığı, kaçıncı günde (yaş) olduğu göz önüne alınır ve bilirubin miktarı 20-25 mg/dl'nin üzerinde olursa bu işlem doktor onayı ile uygulanır” diye konuştu.

 

YENİDOĞAN SARILIĞINDAN KORUNMA

“Yenidoğan sarılığı büyük oranda iyi seyirli bir durum olmakla birlikte ciddi komplikasyonları olması nedeniyle dikkatli olunması gereken bir durumdur” diyen Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı,  önleme ve takipte hem aileye hem doktora düşen görevler olduğunu söyledi.

Düzenli gebelik takiplerinin yaptırılması, annenin gebelik süresince enfeksiyonlardan korunması ve anne ile babanın kan gruplarının tespitinin yapılmasının önemli olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Sarıkabadayı, korunma yöntemlerine değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Ailede kalıtımsal kan hastalığı, kardeşlerde ve akrabalarda ciddi sarılık öyküsü akılda tutulmalı ve doktora bildirilmelidir. Bebeğin doğumundan sonra en erken zamanda ve sık olarak anne sütü ile beslenme sağlanmalıdır. Beslenme sorunları ile karşılaşıldığında bebeğe faydalı olduğu düşünülerek başlanan su-şekerli su gibi sıvılarla besleme yönteminden kaçınılmalı ve bir uzmana başvurulmalıdır. Doğum sonrası hastaneden taburculuk öncesinde bebek sarılık ve diğer sorunlar açısından doktor muayenesinden geçmelidir. Hayatın ilk 24 saatinde ortaya çıkan, hızlı ilerleyen ve uzun süren sarılıkların önemi bilinmeli ve hastaneye başvuruda gecikilmemelidir.”